sosyalist parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyalist parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2009 Salı

Türkiye karşıtlığı eriyor

Fransız devletinin ve özellikle de sağ aydınlarının Türkiye konusunda yaratmaya çalıştıkları teyakkuz hâlinin toplumsal karşılığının sanıldığı kadar net olmadığını, geçenlerde yazmıştım. Bugün yayınlanan bir araştırma, bunu net bir biçimde ortaya koyuyor. 2005'te yapılan aynı konulu araştırmayla aradaki fark sizin de dikkatinizi çekecek... (Araştırma: CSA)



Nis-09Haz-05Kas-02
Türkiye'nin AB üyeliğine hayır%50%66%55
Türkiye'nin AB üyeliğine evet%35%28%33
Bir fikrim yok%15%6%12

Gördüğünüz gibi, Sarkozy'nin bas bas "Türkiye'ye hayır" diye bağırdığı, MoDem'e kadar bütün sağ partilerin, Türkiye karşıtlığı konusunda yarıştığı bu dört yıllık süreç içerisinde, 'Hayır'cıların ve 'Evet'çilerin oranı, bir hayli değişmiş.

Bundan sonra da bu oran, muhtemelen biraz azalan bir hızla, aynı doğrultuda değişmeye devam edecektir. Başka türlüsünü de bekleyemeyiz. Bana kalırsa 10 ilâ 20 yıl sonra somut olarak gündeme gelecek bir konunun, siyasî hamle amaçlı olarak ısıtılıp ısıtılıp servise sunulması, Fransız toplumunun da tepkisini çekiyor.

Bakın elimde bir başka araştırma daha var. Opinion Way'in 2008 Haziran'ında gerçekleştirdiği bu araştırmada, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği meselesinin, Fransız toplumunun gündeminde ne kadar yer sahibi olduğu öğrenilmeye çalışılmış. Oranlar bence çok çarpıcı. Nicolas Sarkozy, Ségolène Royal ve François Bayrou'ya oy verenlere, yani seçmen kitlesinin hemen tamamına "Aşağıdaki konular arasında sizi en fazla endişelendiren üçü hangileridir?" diye sorulmuş. Bu üç konu arasında "Türkiye'nin AB'ye olası katılımı"nı işaretleyenlerin oranı, yalnızca yüzde 6!

O araştırmaya da bir bakalım (Büyütmek için üstüne tıklayın):



Yorum sizin...

20 Kasım 2007 Salı

Tam bir yırtılma


"Onlar dışarıdan solcu. Hükümete gelince hemen sağa dönerler" dedi bugünkü gösteri için beni Place d'Italie'ye götüren taksici. Hem kendi ülkesini, Fransa'yı; hem atalarının ülkesini, İsrail'i; hem de benim ülkemi, Türkiye'yi yakından takip ettiğini söylediklerinden anladığım bir Yahudi. Hükümeti eleştiren hemen herkesin sorunu, daha önce bu sayfada sözünü ettim, aslında sosyalistlerin de Sarkozy'nin reformlarından memnun olması. Muhalefet, bir tür ikiyüzlülükle, grevlere destek çıkmakla beraber, off the record, hükümetin hamlesinin doğru olduğu görüşünde.

Yollar erkenden kapatıldığı için, Tolbiac'ta inip Place d'Italie'ye kadar yürüdüm. Doğrusu, gösterinin başlamasına bir saat kala, beklediğimden çok daha fazla sayıda insan toplanmıştı bile. Polisler, öğretmenler, öğrenciler, demiryolu işçileri, La Poste çalışanları...

Fransa aşağı yukarı son 25 yıl içerisindeki en büyük politik yırtılmasını yaşıyor. "Amerikancılık"la suçlanan ve muhalefet tarafından adeta şeytanileştirilen, Hitler'le kıyaslanan Nicolas Sarkozy, kendisine karşı çıkanlar için nefret, yanında olanlar içinse hayranlık nesnesi.

Gösteriler, grevler, kuşkunuz olmasın, aralıklı olarak tekrar tekrar gündeme gelecek. Ama bu hükümet de, her şeye rağmen, yapacağını yapacak. Bu yırtılma içerisinde Fransa, sağ için liberalizmi, ya da neoliberalizmi keşfedecek; merkez sol içinse sosyalizm yerine -Blair usûlü- sosyal demokrasiyi.

Bu iyi mi, kötü mü; kararı size bırakıp, sadece olanları ve olacakları söylüyorum.

19 Kasım 2007 Pazartesi

Grev yapma hakkının sömürüsü

Grev durmaksızın devam ediyor. İnanın, şuradan şuraya adım atmak artık imkânsız hâle geldi, desem, böylesi bir grevden yana olanların bir kısmı, "Demek işe yaramış" diyecekler. Oysa bir grevin amacı hayatı felç etmek değil, hayatı felç etmeyi de göze alarak "haklı çıkar"ını savunmak olmalı.

Burada savunulan çıkar, haklı değil. Herkesin 40 yıl boyunca ödediği emekli sandığı payını, 37,5 yıl ödeyen kıyak emeklilik adaylarından bu imtiyazı geri almaya davranan bir reform sözkonusu. Üstelik, hemen tüm uzmanlar da aynı şeyi söylüyor; grevlere arka çıkan muhalefetteki Sosyalist Parti bile, aslında bu reformdan yana. Ama Beşiktaş'ın Çarşı'sı gibi, her şeye karşı. Kıçı iki kanat.

Ötesi; bazı hukuk uzmanları, artık "grev hakkının sömürüldüğü"nü öde sürmeye de başlamış durumdalar. Özellikle de greve katılmama kararı alan çalışanlara yönelik olarak oluşturulan "mahalle baskısı", Fransız yasasına göre suç teşkil ediyormuş. Bugüne kadar hiç uygulanmayan bu kural, birdenbire gündeme gelir mi dersiniz?

Bence gelmeli.